Don't u forget about me baby
Devamını okuyun...>>
SON ZAMANLARDA
Simdi gecenin bir vakti icimde dayanilmaz yazma istegi ile elimde telefon biçare yazıyorum iste.Basına geleceklerden habersiz su kenarındaki Ceylan misali...Güzel yurdumun vazgecemedigim insanları kendilerine geldiklerinde umuyorum hala burada oluruz...Grip,trafik,gasp badirlerini atlatip yasamaya başladığımızda insanca çok taze guncelerle burada olacağım...
Devamını okuyun...>>
İÇİLMEMİŞ SİGARA VE KADEHTE ŞARAP
Devamını okuyun...>>
Etiketler: geçmiş, hayata dair
YAZ GELİNCE BÜNYEYE
Devamını okuyun...>>
Etiketler: yaz gelmiş
TÜRKAN SAYLAN EFSANE OLDU
UĞUR DÜNDAR YAZIYOR
18 Mayıs 2009
Hiç unutmuyorum, 1977 baharıydı. Doğanın gelinlik kızlar gibi renklendiği günlerin birinde, Profesör Dr. Türkan Saylan ile, onun, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi”ndeki odasında buluştuk.
Türkan Hoca, Türk insanının filmlerden, romanlardan tanıyıp korktuğu, hatta doktorların bile yanlarına yaklaşmaya cesaret edemediği cüzzam (lepra) hastalarının tedavisi için savaş vermeye başlamıştı. Yurdu karış kırış dolaşıyor, karşılaştığı her cüzzam hastasını yeni bulunan bir ilaçla tedavi ediyordu..Bu amaçla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi”nin arka tarafında, ağaçlar arasında, çukur bir yerde inşa edildiği için uzaktan hiç fark edilmeyen küçücük Lepra Hastanesi de bu çabanın odağı olmuştu…
O yıllarda TRT nin tek kanallı televizyonuna yaptığım programlar büyük ilgi görüyordu. Hoca ile buluşmamız da, onun çağrısı ve toplumu bilgilendirme amaçlı bir program ricasıyla gerçekleşmişti.
Mütevazı odasında “Bakın çocuklar!” diyerek başladığı konuşmasında, toplumun cüzzamı (lepra) yeterince tanımadığını, abartılı filmlerden ve romanlardan kaynaklanan gereksiz bir korkunun insanlara egemen olduğunu anlattı. İlginç örnekler verirken, bağışıklık sistemi güçlü olanlara bu hastalığın kolay kolay bulaşmadığını, hatta bazen evli olan çiftlerde bile, hastalığa yakalananın diğerine bulaştırmadığını gördüğünü söyledi.
Benim içim rahatlamıştı. Ama kameraman ve sesçi arkadaşlarımın ürkekliği hala sürüyordu. Onları kendilerine bulaşmayacağı konusunda güçlükle ikna ettikten sonra hep birlikte kalkıp, Bakırköy”e, o minik kliniğe gittik. Çekinerek girdiğimiz yer, bir yatakhane görünümündeydi. Hoca o yataklardan birine doğru gitti. Karşılaştığımız görüntü anlatılacak gibi değildi.
Yatağın üzerinde oturan hastanın bacakları dizlerinden, kolları dirseklerinden itibaren erimişti. Kulakları ve burnu yoktu, gözleri görmüyordu… Türkan Hanım, yavrusunun saçlarını okşayan bir anne şefkatiyle yaklaşıp:
“Nasılsın (……) Hanım?” diye sordu.
Et ve kemik topu görünümündeki kadın, Hoca”nın sevgi dolu ellerine, eli olmayan kol kemikleriyle sıkı sıkıya sarılıp;
“İyiyim Hocam, çok iyiyim, Allah sizden razı olsun!” dedi.
Hocanın sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı, hastanın verdiği cevap, o ana kadar “Acaba bana da bulaşır mı?” korkusuyla çekingen yaklaşımlar sergileyen ekip arkadaşlarım için de büyük bir motivasyon kaynağı olmuştu. Artık kendimizi hastalara çok yakın hissediyorduk. Hasta kadının yüzündeki gülücükler, televizyon çekimi yaptığımız gün boyu hiç eksik olmadı.
O gün bir acı gerçeği daha öğrendim. Türkan Hoca gelinceye kadar hastalar doktorlarla pek yakın bir temas içinde olamamışlar. Hatta bir hasta, tüylerimi ürperten anısını paylaşırken aynen şunları söyledi:
Daha önce tıbbiye mezunları bizi görmeye gelir ve şu karşıki tepenin üzerine dizilirlerdi. Hocaları da uzaktan bir şeyler anlatırdı. Biz hastalar, “Doktorlara hoş geldiniz demek için elleri bulunmayan bileklerimizle kopardığımız çiçekleri onlara vermek üzere yaklaştığımızda, hepsi adeta çil yavrusu gibi hastane bahçesinin içlerine doğru kaçışırlardı.”
Türkan Hoca, işte böylesine yüce bir bilim abidesiydi. Olağanüstü çabayla Türkiye”de cüzzamın neredeyse kökünü kazıdı. Binlerce hastayı topluma, ailelerine kavuşturdu…
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği”nde neler yaptığını, ne denli büyük başarılara imza attığını belirtmeye hiç gerek duymuyorum.
Ama gelin görün ki, fazilet cellatları, eli öpülesi, anıtı dikilesi bu çağdaş Türk kadınına şeytanın bile akıl edemeyeceği iftiraları yağdırmakta yarış ettiler…
Ama ne oldu?
Türkan Hoca bir efsane oldu.
Bir Türkan saylan ölür, bin Türkan Saylan doğar… Başımız sağ olsun…
Devamını okuyun...>>
Etiketler: Türkan Saylan
KIZI ARTİZ Mİ YAPICAN ????
Kırkı çıkmamış yavruya poz verdirdim ya ölmiyim ben emi :D...Güzel güzel pozlar mı verirmiş benim kızım :D ...

Sanki yaşadıklarımı onca sıkıntıyı başkası yaşadı :D
Devamını okuyun...>>
Etiketler: Edam, kızıma mektup, yaz
GÜZELİM LOHUSAYIM ÇOK PİS DALARIM
İnsan bazen kendinden büyüklere kulak vermeli zannımca...Hani bu da nasıl bir kelimeyse " zannımca " . Adamlar boşuna dememiş kırk gün diye...Irkın etnik yapısından mıdır nedir biliyorlar demek ki yaşanabilecekleri...
Bu cimcime erken doğduğu için belkide bazen birşeyler yolunda gitmediğinde ben böyle hırçınlaşıyorum.çocuk konusundan dolayı korktuğumu Ona birşey olacağından böyle olduğumu söyliyemiyorum...Erken doğduğu için 1 aydır sarılık ve yarın idrar tahlili vereceğiz...Erken doğan bebeklerde karaciğer oluşumu tamamlanmadığından sarılık uzun sürebiliyormuş...Pozitif düşünüyorum kötü düşünmemeye çalışıyorum ama anladım ki 10 sene öncesine göre anormal hassaslaşmışım ve yaşam kalitemiz biz istemesekte sunileşmiş...Eskiden akla gelmeyen pekçok şey şimdi başa gelir olmuş...Anne olmak belki daha rahat, doktor olmaksa bukadar zor değildi o yıllarda...Ortaya çıkan onca sağlık sorunu yüzünden öğrenciliği bitmek bilmeyen sevgili doktorlara da sabırlar diliyorum...Tüm bunların yanısıra erken doğumun nekadar arttığınıda gözlemlerime dayanarak söylemek isterim...Hani ünlülerin bebekleri de erken doğduğunda derler ya oraları buraları çatlamasın diye erken aldırıyorlar diye yok aslında pekde öyle değil benim yattığım dönemde birtane zamanında doğan çocuk yoktu :(...PORTAKALMAVİ...
Devamını okuyun...>>
Etiketler: doğum sonrası, Lohusalık, lohusalık depresyon
Portakalmavisi Düşler
Hüzünlerini dibine kadar yaşamadan terketmeyen sonrasında da ardına dönüp bakmıyan hüzünbaz zamanlar cambazı ...



























