28 Kasım 2008

ÖNEMLİ MESAJJJ :P



Buzdolabına yapıştırmış bu mesajı bende fotoğrafına ekledim :D

Image Hosted by ImageShack.us

TERMİNATÖR OLMAK İSTİYORUM TANRIM :D

Benim oğlum çoğu zaman pek çok kimse uyurken kalkıp, okul için hazırlık yapar ve kavga dövüş yuvarlanarak servise iner...Şimdilerde O nu izlerken benden gittikten sonra neler yaşadığını düşünüyorum ... Hemen anlatmıyor her erkekte olduğu gibi canı çok sıkıldığında ya da dayanamadığında dökülüyor...
Bu sabah sevgili Buzcevheri HEDEF TÜRKİYE - 1 başlıklı bir yazı yazmış onu okudum...Yorumda yazdım ama baktım yorum çok uzun oluyor dedim okadar yeri işgal etmiyim...
İletişimin alıp yürüdüğü dünyada geride kalmamak adına herşeyi bir nebzede olsa anlamak adına yabancı dil öğrenmenin karşısında değilim...Yenilik, ilim neredeyse gidip alacaktık ya maalesef hep ingilizce olduğu için bu saydıklarım, evet bu dilleri öğrenmenin karşısında değilim...Karşısında olduğum kendi dilimizin bu diller karşısında asimile olmaya başlaması...
Alınan ürünlerin içinde Türkçe açıklama koymayı bile düşünemeyen bu ülkede Türkçeye çevrilmemiş elektronik eşyayı kaçımızın annesi kullanabiliyor...
Kardeşim Ortadoğu Ünv. Makina müh. mezunu...Şu anda yaşadığı ülkede İngilizce meslek terimleri yetersiz bulunduğundan ( sınava falan girip tespit edilmiş birşey yok eğitim aldığı üniversitenin diplomasının uluslararası geçerliliği ile alakalı ) Mühendis değil tekniker statüsü ile işe girebildi...Yaşadığı ülkede kendi mesleğini yapan ender Türk ünv. mezunlardan diyebilirim...35 yaşında iki sene daha okumalısın deniliyor mühendislik kadrosunda olabilmesi için :D...Sorun ne peki...Sorun açık ilk sene hazırlık okuduğu dille mesleki eğitim verildiği için yetersiz bulunuyor...
Aynı durumda kuzenimiz Ürolog ve O da bir zaman sonra maalesef Türkiyede yaşadığı bazı sorunlar yüzünden ( görev yaptığı hastanede erken yaşta doçent olması sebebiyle kendisine alınan tavır gibi ) sürekli yurt dışına gidip geliyor...Mesela erkeklerdeki bir çeşit kısırlığın giderilmesi için uyguladıkları bir yöntemin patentini diğeyim almaları için ingilizce sunumlar yapmaları gerekti ...Şimdi bu dili bilmeseler kendilerini o şekilde ifade edemeseler nasıl olucak bu...O yüzden karşı değilim ama gün geçniyorki ne konuştuklarını nasıl iletişim kurduklarını anlıyamadığım gençlerle karşılaşıyorum...Fotoğraf çektiğim için bazen Kadıköyde olmadık sokaklara daldığımda karşıma çıkıyorlar, asimileye karşıyım...Bir ülkeye en büyük zararı kültür, gelenek ve göreneklerini sarsmakla başlar zarar vermek...
Öz kimliğinden uzaklaşan bir nesil var...Kalplerinde kalan çeyrek imanı yobazlıkla yok edenlerin bu gün oy için attıları taklalar neye yarıyacak ...Hiç birşeye...
Gelelim oğluma ...Türkiyede ki güzel eğitim veren bir okulda okuyor...Olayı milliyetçiliğe dökmek istemiyorum fakat gelip gidip oraya dayanıyor...İngilizce eğitim veren öğretmen hanım İngiliz...Kendini üstün ırk sanan bu hanım üç kere oğlumu ağlatmış...Sebep şu kendi sağlıyamadığı disiplin...Çocuklar çok zeki en küçük boşlukları bile dolduruyorlar fakat o üstün ırk ve lütfedip bu ülkede İngilizce öğretiyor edasında olduğu için istenen kalem,ve fosforlu kalemleri getirmeyen 10 yaşındaki oğlumu ciddi ciddi hırpalamış...Nefret ediyorum bu durumdan küçük bir erkek çocuğu neden bunu yaşadığını bile bilmeden ama kız gibi ağladı dedirtmemek için durumu bana anlatırken yanaklarından akan yaşları silerkenki yüzündeki ifadeyi O na takındırdığı için Öğretmen sıfatı yüzünden saygı duymamız öğretilen bu hanıma saygı maygı duymuyorum...
İşin komik tarafı bu hanım on yıldır Türkiyede yaşıyor güzel Türkçe konuşuyor fakat milliyetçiliği yüzünden tıpkı şu İngiliz Beşiktaşın teknik direktörü beş sene hiç bir yayında türkçe kelime konuşmamıştı ya tıpkı onun gibi ev iletişim defterinede İngilizce yazıyor...Ben de ısrarla türkçe cevap yazıyorum :D...Kültürümüzü bilmiyor on yaşında bir erkek çocuğunu ( başka öğrenciler de var bunu yaptığı ) rencide edebiliyor(ki bu çocuk sınıfta çok başarılı...)
Nefret ediyorum bu ikilemlerden...Evet bencede Türkçe...Ama kim bana bunun ilerde eğitim öğrenim açısından yetersiz kalmıyacağının garantisini verebilir...
Ben herzaman çok güçlüyümdür...Oğlum benim ikiyüz yaşımda öleceğimi ve terminatör olduğumu düşünür...Korktuğumu,ağladığımı, zayıflıklarımı hep dozunda gördü...Şimdi O nun canını yakan bu öğretmen karşısında nasıl davranacağımı biliyorum çok merak ediyor...Sünger gibi davranışlarımızı emiyor...Karşılaştığı zorluklarla bizim gibi mücadele ediyor...Tabi durum böyle olunca bende gidip o kadını lav silahımla yakamıyorum :P.Bu hanımı bu havaya sokan sistemden de nefret ediyorum...Okula gidip hanım hanım bu hanımla konuşup İngilizce bilmeme rağmen tercüman aracılığı ile konuşacağım :D.Doğa yıda görürüm belki O oğluma hayran oğlum Fenerbahçeye...
Not: Komik birşey söyliyeyimde gülün...Günlüğün gizli tutulan birşey olduğunu çakmaması için hani herşeyi bizimle paylaşması için bende koftiden bir günlük tutuyorum ve akşamları O na yaşadıklarımı okuyorum aahhahahah! O da aynısını yapıyor bazen bize anlatmadıklarını yazdığı için bizde öğreniyoruz....Mesela babasının arkadaşının kızı var Öykü kız çok üstüne düştü diye elimde olsa Fizana kaçarım yazmış...Fizan neresiyseymiş ahahahah!

Portakalmavisi...

26 Kasım 2008

HAYAT BİLDİĞİ GİBİ GELSİN


Etrafımda üzgün insanlar gördüğümde inanılmaz kendimi rahatsız hissediyorum...Herşeye çözüm yaratan pratik zekam zaman zaman gırç olup kaldığında çok kıstırılmış hissediyorum kendimi...Benim bir beynim,iki kolum,iki bacağım daha olmalıymış aslında en güzeli sihirli değnekte demode oldu diye umut edilenlerin içinde saymıyım dedim...
Ne oluyor size ...Ne bu karamsarlığınız...Yalnızlıktan, insanların yozlaşmasından dem vurmalar...Tamam dem vuralım ama ne olur herşeyi kendi bünyemize sokmayalım...Okadar karamsarlaştıki yazılar ve bir okadar umutsuzcaki hepinizi gelip teker teker silkelemek geliyor içimden...Farkındalıklar güzel en azından vurdumduymaz değilsiniz etrafımızda olup bitenlerle ilgilisiniz...YAni böyel olmalı kendinize dönmeyin ne olur bakın ülkemizde neler oluyor...Çok yalnızım diye uyuşurken neler kaçıyor ne olr kendinize gelin....
Birde şu tarafından bakın...Ben bir çocuk yetiştiriyorum ve birtanede bebek bekliyorum...Bu ülke okadar kötü zamanlar atlatmış ki...Kardeş kardeşi vurmuş, insanlar aç kalmış,ellerindeki varı yoğu kurtuluş savaşında toprağı için ortaya koymuş, koskoca bir fakulte tüm mezunları şehit olduğu için o sene mezun verememiş,insanlar taşlarla dolu toprakları elleriyle temizleyip verimli hale getirmiş...
Herşey otomatiğe bağlanmış hayatta, fişi takıp hayatı bukadar kolaylaştırmışken neden bu insanların uzaklaşmasından,yalnızlıktan,depremden korkmak,geleceğe dair umutsuz olmak....
Kültür farklılıkları büyük şehirlerde en pis yüzünü gösterdiği için hep genelleme yapıyoruz...Çünkü küçük yerlerden gelenler maalesef inadına o kültürü devam ettirmekte ısrar edip büyük kente uyum sağlamak istemiyorlar...Tüm yozlaşmalar bundan kaynaklanıyor...Aile içi seviyesizlikler, zamanında dozu ayarlanamamış tabu diye dayatılmış,ayıp diye susulmuş, insan varoluşunu, dürtüleri,arzuları konuşamamızdan kaynaklanıyor...
Sapıklar, sapkınlıklar eskiden bukadar varmıydı??? ...Bu gün gazete de okudum bir dede iki torununa cinsel taciz yaparken kızı tarafından yakalanmış...
Caydırıcı olmayan kanunlar, oy yüzünden yüzeysel alınan kararlar ve maalesef üreme sorununa çözüm bulunamadıkça daha pek çok sorunla karşılaşacağız...
Oy kaybından korkulduğundan kendi içlerindeki yaşama müdahale edilmemiş Güneydoğu ve Doğu bölgeleri kendi içlerinde şeriat kanunları ile yaşarken sapıklıklarının adını İmam nikahı cinayetlerinin adınıda TÖRE koymuşlar...
Şimdi İmralıdaki şartlarıda yetkililerin kendi cümlelerine göre söylüyorum iyileştirme yoluna giderlerken İmralıya turistik gezi turlarıda başlatıcaklarına inanıyorum...Binlerce şehitin katilinin durumu iyileştirilirken TÜRK halkının ONURU DÜŞÜNÜLMÜYOR MU???
Yalnız değiliz...Dünya tarihinde var olan her insanın yaşadığı ruhsal durumları yaşıyoruz...Seviyoruz,seviliyoruz,terkedip, terkediliyoruz evet zaman zaman umudumuzda olmuyor ve yalnız ağladığımızda yaslanacak bir omuz bulamıyoruz...Ama sizden daha zeki olmayan ve nefes aldığınız topraklarda çıkarı olanlar birlik oluyor ve inceden inceden planlar yapıyor...Yalnız değiliz, Ahmedin, Ayşenin yaraladığı kalbinizi önemsemeyin demiyorum ama ne olur bukadar kendinize dönmeyin...Bırakın hayat bildiği gibi gelsin...Ve biz hep yere sağlam basıp sorunların karşısında dimdik duralım...
Portakalmavisi....

25 Kasım 2008

YAŞAYINCA ANLADIM - CAN YÜCEL

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Can YüceL

24 Kasım 2008

HAFTANIN FOTOĞRAFI

Bu taşlar Bodrumda sadece bir koyda var...Suda olmayanları görünce anlamıyor insan ama sudakiler yeryüzünde varolan tüm renkleri barındırıyor...Tekne sahile kadar gitmiyor ve karadan da ulaşım yok...O taşları tekneye taşıdım...Taşlarla yüzmek nekadar zor düşünün artık :D ...Sonra yat verniği ile vernikleyince sanki sudaki gibi kendi renklerine büründüler...Adları yok belki, belki paha biçilemez değiller,bir para birimi ilede nitelendirilmiyorlar ama onları izlemek bana tarifi olmaz bir keyif veriyor...

Portakalmavisi

SUSTUKLARIM BÜYÜR İÇİMDE

Benimle birlikte içimdekilerde büyüdü...Çok içine kapanık yıllarımın ardından şimdi konuşsam neye yarar ...Beni kim anlar ki...
Vapura yetişmek için gecenin bir vakti iskelenin parmaklıklı demir kapısının kilit diline çarpan kaşımdan akan kanlarla kucağındayken ben babamın, annemi sakinleştirirken O. Kocaman bir sokak lambasının altındaki kendimizi sahnede gibi hissederken ben ve sıcaklığından acının ağlamazken " Korkma birşey yok " derken babamın kaşıma bastırdığı beyaz mendilini anımsıyorum...Ağlamadığım için oracıkta satılan şişme, içinde küçük bir çıngırak olan bambi den başka aklımda çivi gibi çakılı birde babamın elleri kalmış ...Hiç acımı anımsamıyorum....Babamı, bambiyi ve o sokak lambası altında ikisinin kucağındaki beni anımsıyorum...
Göz görmüş, beden yaşamış da, dil çok susmuş...İçimde kocaman olmuşlar...
Cumartesi günü gene bebeğimi göreceğim...Çok uzaklardan gelicek ama nefesim kadar hani bana yakın ya...Beni en iyi anlayan o ya...Gülünce bilen ağlayınca bilen ya...
Benim bir umudum var geleceğe dair...İçinde kocaman hikayeleri olan yıllar sığdırmakla yükümlüyüm hayatıma. Belki bir gece karanlığında kocaman bir sokak lambası altında sağcısı, solcusu, kapkaçısı, ölüm korkusu olmadan minicik bedenlere sıcacık anılar bırakma telaşım var benim...

GÜZEL BİR HAFTA


Image Hosted by ImageShack.us


22 Kasım 2008

LODOS ZAMANI


Eskiden olsa içkimi alıp dikilirdim lodosun karşısına :D...Boğazda büyüdüm ben akşam oldumu boğazda balığa çıkıp lodosa yakalananları karşılamaya inerlerdi sahile...Kimileride içkisini alır denize,lodosa karşı içerdi...Çok zaman yapmışlığım var :D denizde balık oluyorsun lodos bir yandan, içki bir yandan, için bir yandan çok kötü savuruyor seni...Eee durumum malum gene dayanamadık ama eşimle bu sefer lodosa karşı çaylarımızı içtik...Bu başka bir keyiftir...Çok zamanlar bilirim üzerimizde yağmurluk Kandillide denize karşı bir banka oturup birbirimiza sıkı sıkı sarılıp hem yağan yağmura, hemde denizden gelen dalgalara inat orda oturduğumuzu...Hiç konuşmadan sadece sıkı sıkı yanyana sarılıp :D...
Hep şahlanan dalgalarda "Yassou" (yassu) diye içenler denizin düğününden bahsederlerdi... Çok küçüktüm ozamanlar denize beyaz gazoz döküldü de kabardı sanardım :D ...
Gündüz gündüz lodosun gözüne gözüne çay içtik bu sabah...Neye olduğunu bilmesemde YASSOUUUU :D Lodosum aynı geçmişim mazi olsada :D
Portakalmavisi

21 Kasım 2008

KOMÜNİST SEVDALAR




Komünist sevdalar yaşadık biz hep sonbaharlarda

Ben senin yara izlerine sen benim kalbime hayran

Kocaman sardunyalar sardık sevdamıza

Sakızlısından yeşil parkalara saklandık

Sen hep umut dedin ben hep biz dedim

Aynı yollarda kolkola farklı adımlarla yol aldık

Ben liberallerin kölesi sen azminle dışarlarda, yaşadık da yaşadık

Kokunu özlüyorum hep

O demir pası kokan parkandan yayılan kokunu

O parke taşlı yollardaki sıcak sarılmalarımızı

Komünist sevdalar yaşadık biz hep sonbaharlarda

Yaprak yaprak yağıyor gök

Sen mutlumusun oralarda

Sevda kanadı kırık bir kuş olmuş şimdilerde

Göçü zor kalması daha zor olan

Sensiz koca bir yıl daha devirdim

Güzel kalpli anarşistim

Gözlerinden hasretle öperim

...



Portakalmavisi

JİLET YİYEN KIZ - ATTİLA İLHAN

JİLET YİYEN KIZ


o kızı nerede nasıl görsem

aklımı başımdan alır ağzı

saçları şıra köpüğü desem

kaşları bıçak izi kırmızı



yakut pulları mı? bu ne görkem

kanlı gözbebeklerindeki yazı

beni nasıl büyüledi bilmem

kirpikleri örümcek kırmızı



kızıl demirden bir ünlem

salınması yangın yalnızı

korkmasam öpmeye eğilsem

dişleri elektrik kırmızı



çarpılmışım başım sersem

sevdim jilet yiyen kızı

göğsündeki kumrulara değsem

gagaları zehirli kırmızı



gece gündüz tek düşüncem

kasıklarımdaki ince sızı

artık kimseyle sevişemem

anladım sevişmek kırmızı



jilet yiyen kız merih'li gecem

birlikte bulacağız belâmızı

sonumuz kuşkusuz cehennem

kırmızı kırmızı kırmızı

ATTİLA İLHAN

İNCECİK BİR DUVAR ÜZERİNDE YÜRÜYORKEN BEN


Beni sevmedinde sadece eğlenmeyi mi seçtin?...Hayat önüne seçenekler koyarken herbirimizin sen içinden en adisini mi çektin...Kocaman karlar yağdırdığın kalbime inceden nakşedilen nefretinle neden seni böyle anımsamamı seçtin...Neyimdin sen benim sevgilim değilmiydin geçmişin acısını alacağın sadece bir yetimmiydim...Çentikler listende bir kara çizgimiydim ben...
Kalbimde hançerle dolandığım sokaklardan gelen yemek kokuları bile uyuşmuş beynimde açlığımın kaçıncı gününde olduğumu hatırlamama yardımcı olmuyordu...İncecik bir duvarın üzerinde kolumda şırınga sonuma doğru yürüken ben, sen yeni bir çentik bulmak üzereydin bilirim...Anam, babam, ağabeyim kimim varsa kimsesizim neysem ben hiçbirşeyim...Yanlış bir seçimin kalbimi kanatan hançeriyle dolanırken sokaklarda çocuk sesleri duyupta annemin rahmine dönmek istediğimden midir bu yalnızlık ağlamalarım...Sana beddua etmem ben edemem küçücük hayallerim mi dolanıcak ayağınada tökezliyeceksin...
Yağmur yağıyor, sen eviden o kadınla sevişirken ben elimde en çok sevdiğin pizzalarla kapında dikiliyordum...Sizi ilk gördüğümde hissettiğim tek şey pizza paketinin altında sıcaktan yanan elimdi...
Hangi açıklaman beni yaralarımdan kurtarırdı ki ...Karşımda oturmuş evet hayvanca birşeydi derken sen, ben elimden bedenime yayılan yanmalarla ordan olabildiğince uzaklaşmayı düşünüyordum...Evet hayvanca birşeydi...Ve ben böyle bir hayvanı mı sevmiştim???...Üşüme dedin bana montumun önünü iliklemeye çalışırken çok mu umrunda söylesene dejenere olmuş bünyende benim üşümem çok mu önemli senin için...Günahların bedeli böyle ödenmez....
Kalbimde hançer incecik bir duvarın üzerinde kolumda şırınga sonsuzluğuma yürüken ben, sen vicdanını bul diliyorum....Ben gibi başkalarınıda yakma, ağlatma,canını yakma,kimsesizliğini anımsatma.....
Gözyaşlarınızı kimler için döktüğünüzü iyi belleyin...Deymeyecek kişilere akıtacak duygularınız olmasın içinizde...Ve bunu aylar sonra anladığınızda birde bu canınızı yakmasın...
Portakalmavisi....

20 Kasım 2008

YAVUZ SEÇKİN KOMEDYASI


BAHTSIZ KEDİ MUZAFFER


KARŞI TARAFIN AVUKATI


"Kızım bak avukatlık ve doktorluk daha bir farklı meslek gruplarıdır.Çünkü hayatlarının sonuna kadar öğrencilikten kurtulamazlar..."Babamın bu sözlerini bir süreliğine de olsa unutarak karşı tarafın avukatına bir güzel okkalı sövdük...Maksat acımız hafiflesin...Biliyorum eğer kendi avukatımız olsa "ah canımmmmm" diyeceğiz ama bunlar top yekün karşı tarflar...

Uzun zaman önce aldatılmak ve aldanmak üzerine düşündüm, arkadaşımın yaşadıklarından etkilendim, kendimde yazılar yazdım hatta...

Arkadaşım eşiyle sorunlarını halletmiş çocuk sahibi olma kararı dahi vermişlerdi.Oğlu daha yaşını doldurmadan bu yaz ailesinin yanına gittiğinde eşi bir erkeğin yapabilceği en adice şeyi yapıp hem arkadaşımı aldattı hem de O kızı evine yatağına kadar soktu...Kızı suçluyoruz hemen değil mi?...Yuva yıkanın yuvası olmaz diye ama ortaya hafifletici bir sebep giriveriyor adamın "ben karımla zaten ayrıyım, biz ayrılmak üzereyiz" yalanları giriyor...He! nekadar tartışılır ben onu bilemem benim mantığıma göre o imza hala geçerliyse bu iş bitmemiştir ve hele çocukda varsa asla böyle bir ilişkiye girilmemeli...Olaylar olaylar olaylar ...Arkadaşım işini kapadı, evini kapadı eşyaları yüklendi ve ailesinin yaşlılıklarında huzurlu yaşamak için göç ettikleri Egenin şirin beldesi Urlaya gitti...Genç bir kadın, oğlu henüz bir yaşında ve fişeği patlamış bir koca...

"İnsan bukadar mı değişir","ben tanıyamıyorum bu adam benim evli olduğum adam değil...","Onca yoldan geldim çocuğu ile en fazla 3 saat kalabileceğini söylüyor birde avukatı aramış talep edilen nafakayla ilgili konuşmuş benim avukatımla"

Ya kime sövebilirim ki...Bir kadın kocasını dün severken bu gün nasıl birden nefret edebilir genede kelimelerimi dikkat ederek seçmeye çabalıyorum...O söyliyebilir ama ben söyledim mi ağrına gidebilir diye pat diye " Allah kahretsin o avukatı " diyivermişim...Karşı tarafya sanki adam kendi itiraz etti nafakaya ..Arkadşaımda dedi " kendi kızkardeşi, ablası olsa gene böyle mi yapardı pis herif" evet kötülenecek kızılacak birisini bulmuştuk avukat hem şerefsiz,hem pis,hem de iğrençti...Yaşı dolmamış evladının rıskını başka kadına yediren bir adamı savunuyordu kahrolsundu karşı tarafın avukatı...

Çıkış noktamız avukattı.Evet olaylara davalara duygusallıkla yaklaşsalar işlerini yapamazlar biliyoruz...Avukatlara saygımızda çok sonuçta işlerini yapıyorlar amaaaa acımız var kardeşim O da erkek değil mi hepsinin köküne kibrit suyu...

Diliyorum bu gün herşey güzel bir sonuca bağlanır ve arkadaşımda askıda kalan hayatına bir yön vermeye başlar...Bir kadının en güzel yaşlarını harcadığı adam tarafından bu şekilde mağdur edilmesi cidden çok acı... O karşı tarafın kör olasıca avukatı bunları düşünmez tabiii ....Bak gene sinirlerim şeyoldu...Şaka şaka ....Bu arda ben paranoyaklaşmaya başladım bir sonraki yazıda şehir hayatı içindeki küçük paranoyalardan bahsedeceğim ve elbetteki kadın erkek ilişkilerinden...Evliliğe dair anlatacak birkaç parça birşeyim var...Allah o avukatı nasıl biliyosa öle yapsın :P

19 Kasım 2008

GÜNÜN FOTOĞRAFI

Ağaçların dallarında öylesine gözden ırak kalmalarına gönlüm elvermedi :D ...Hani birde geçen yazıda bahsettiğim hani güvercin kafama eee sini yapamamıştı da dışarı çıkıp kuşları çekeyim bari demiştim ya ...Hüzünlü bir martı yakaladım O nu çektim...


KİBRİT ÇAKIYORSUN KARANLIKTA - CAN YÜCEL


Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?



CAN YÜCEL
Fotoğraf:www.deviantart.com

ANNEM,TEYZEM ve NİŞANTAŞI

Çok uzun zamandır ikisiylede dışarıya çıkmamıştım...Dün o yağmurda hem köprüden geçtik hemde öğlen tatilinde Nişantaşında dolandık :D...Şimdi ne var bunda diyeceksiniz oysaki hikayemiz çok eski yıllara dayanıyor ...

Annem teyzemden onyedi yaş teyzemde benden onüçyaş büyük...Teyzemle ikimiz annemin kızları gibiyiz...Bizim bir köyümüz hiç olmadı o yüzdendirki bu Nişantaşı,Osmanbey dolanmaları hep geçmişe birer yolculuk gibidir...Hani biz şimdi eskiden diye sohbetlere ve yazılara başlayıp geçmişe ve o temiz zamanlara özlemimizi dile getiriyoruz ya siz gelinde bu iki kadının konuşmalarını dinleyin...Yolda giderken kaldırıma oturup ağlayasım geldi bir an "Allah kahretsin" diye....Bir muhit ve insanlar bukadar mı değişirdi...

Hep bu Osmanbey,Nişantaşı ziyaretlerimiz öncesi yanıma yolluk almam gerekiyor...Çünkü biz köyümüze gidiyoruz annemgillerin köyü :D...Bu durum Yenikapı ve Sultanahmete giderkende böyle oluyor...Çocukluğum lodosta annemlerin Yenikapıdaki evlerinin birinci katına kadar çıkan deniz dalgaları ve fırtına sonrasında lodosçuların sahil basmalarını dinlemekle geçti durdu...Eskiden kalan dükkan sahiplerini bulup resmen biz oturmaya gidiyoruz :D...Yada eskiden abonesi olduları alışveriş mağazalarının yerine açılanlara dalıp eskiden burda şu vardı bu vardı diye muhabbete başlıyorlar...

Nekadar da düzenli yaşıyorlarmış...Annem kuaförünün olduğu yeri bilmem kaçıncı defa gösterdiğinde "Anne" dedim "birtanemi kuaför vardı habire buraya geliyormuşsunuz...","Hayır" o en iyisi imiş...Ozamanlar o kuaförün üstünde saç yapan yokmuş...Nekadar önemli detaylar değil mi :D

Kırkyılda bir gelmiyoruzki bu Nişantaşına ama her geldiğimizde aynı ilk heyecan ve sanki bir köşe başından arkadaşları gelecekmiş gibi tuhaf anlamlar yüklü bakışları...

Ben boğazı annemlerde Nişantaşını görmeden duramıyorlar...Uzaklara gidince ilk önce boğazı özlerim...Demek ki çocukluk nerede geçiyorsa orası insanın aklında daha bir tatlı kalıyor...Ve nereye gidersek gidelim belki çocukluğumuzu özlüyoruzda adı bir mekan ya da semt adı oluyor...Bunu bilemiyorum daha doğrusu adını koyamadığım duygualrdan birisi işte...Annemin ve teyzemin ellerinden tutup yürüdüğüm sokaklar değişmişti evet ama tekrar onlarla orada olmak çok güzeldi...Değişen binalar ve değişmiş sokaklarda eski binaları seyredip annem kimbilir nerelere gitmişti bilemiyorum...Oysaki hastaydı bu havalardan sanırım tansiyonu yükselip duruyordu ...Ama o sokaklarda dolanan kadının değil tansiyon sorunu hiçbirşeyi yoktu...Hatta daha genç ve daha enerji doluydu...Annemin o hallerini beynime iyice kazıdım ...Çünkü bu anları unutmak istemiyorum...Yağmur yağıyordu ve şemsiyesini bile açmamıştı...Güzel bir gündü annem, ben, teyzem ve Nişantaşı...

17 Kasım 2008

GÜNAYDIN DÜNYACIM


Ben her sabah neşe içinde uyanırım...Bunun sebebini bilmiyorum tüm gece uyuyamasamda sabaha karşı dalsamda uyandığımda neşeli uyanıyorum ve tüm gün boyunca dilime dolanacak olan şarkıyı söyleyip duruyorum...Bu aralar durumlarım biraz sakat biliyorsunuz bebek beklediğim için gece tuvalet ziyaretlerim fazlasıyla arttı :D Aslında artık geçicekmiş insan hiç işememeyi bile dileyebiliyor çünkü çok sıkıcı gününün en çok ziyaret ettiğin yerine baksana :D
Geceleri de çok eğleniyorum banyoya, mutfağa ani baskınlar yapıyorum malum kalorifer böcekleri taakkuzda...Kıyamıyorumda yavru falan görünce kağıtla alıp atıyorum.Çok tiksinç ama napıyım yoksa başlıyorum acaba annesi nerdedir diye düşünmelere :D
Güzel sabahlara uyanıyorum hep kendimce, her sabah yeni bir umut.Camdan bakmak geldi aklıma bu sabah.Saat sabah altıda da kalkıyorum biraz gün ışıyınca ana caddeye bakan evimizin şirin penceresinden dışarıya bakayım dedim...Kafamı biraz daha ileri çıkarsaymışım sevimli güvercinin eee si tam başıma gelecekmiş ama olmadı...Şimdi bu iyi birşey mi kötü birşey mi :D??? Ne tarafından bakmak lazım....Kafam pislenmedi ama sanırım bir şans kaçtı :D Belkide şans bana çok yakın nasıl yorumlayacağımıda bilemedim...Evet şimdi makinamı alıp dışarıya çıkıyorum belkide bu gün kuşları çekmeliyim :D
Güzel bir hafta, güzel bir hayat, güzel seçimler diliyorum...
Portakalmavisi...

15 Kasım 2008

ÜÇ KIZ ÜÇ AYRI TELDEN


Bizi ne ayırırdı ki böylesi kardeşçe arkadaşlık bağı içimizde oldukça...Okul yolu tıngırmıngır, kırmızı küçük çantalar ve kafalarda kocaman beyaz kurdelalar...Kendimize dışardan bakamadığımız yıllarımızda hepimiz birimiz birimiz hepimiz içindik...
Bu gün annemi beklerken arabanın içinde yolun ilersindeki yokuşu görünce aklıma geldi nekadar da çok büyütürdük bu yokuşu gözümüzde ...Öyle evcimen çocuklardık ki sokağa izinli çıktığımız ilk zamanların birinde bulduğumuz fareyi mi gömmedik, kedi yavrularını mı yıkamadık ve sevimsiz gelen o bıyıkları kesmedik ve biz o zamanlar hep aynı yaranın üstüne düşüp en kırmızısından yakan tentürdiyotlara bulanmadık...
Bir gün geldi çok uzaklara savrulduk ve bir gün geldi gene buluştuk...Üç kız üç ayrı telden ...Okadar uzaklara savrulmuşum ki o gün kendimi daha bir yalnız hissettim ...Çok kitap girmiş aramıza, çok film, çok fotoğraf ve çok farklı bakış açıları girmiş...Kıskançlık yeşermiş o diyarlarda, belkide biraz bencillik ve ortak tek nokta hayal meyal anımsanan çocukluk yılları olmuş.
Herzaman ne istediğimi bilen biri olarak anladım ki güzel bir geçmişten gelenlerin ziyaretiydi o gün...Gelecekte başım sıkıştığında ya da kendimi kötü hissettiğimde yaslanacak omuzlar olamıyacaklardı benim için...Zamanla şunu öğreniyor insan duygusal yanını fazlaca kendinde barındırdığında çoğu zaman istemediğin ortamlarda senin dışında kim varsa mutlu olsun diye bulunuyorsun...Ama çok çok değer verdiklerim dışındaki insanlar için bunu yapmıyorum artık...Seçimler benim seçimlerim,yanlışlar benim yanlışlarım yoksa nasıl ben olurum ki :D
Amaaaannnn kırmızı çantamı anımsadım birden kilitli okul çantam kaybolmasın diye kilitledikten sonra kilidini içine attığım :D....Zaten kendime çok gülerim ...Güzel bir buluşmaydı ortak geçmişten farklı diyarlardan gelenlerle...
Portakalmavisi....

14 Kasım 2008

DOĞUM GÜNÜ ŞEYSİ

Biraz nostalji gibi oldu ama uzun zaman önce izlemiş ve beyenmiştim bu animasyonu belki paylaşmak isteyeceğiniz kimseler olur :D

13 Kasım 2008

YÜZLERCE YÜZ SEVDİM


Kelimelerimin ardına saklanmayı seçmedim ben .Hayat benim için güzel bir denklem ve ben yukardan aşağıya çöze çöze devam ediyorum.Ara sıra ertelemeler neticesinde belkide çok ilgilenemiyorum ama hep nefesimde soluyorum tüm o ertelemeleri...Güzel cinayetler işliyorum :) kimi zaman içerde yatıyorum kimi zaman firar ediyorum...Rakı bardağında balık olurken dışarda insan olmayı özlüyorum ve silkelenip kendime geliyorum...
Kocaman trabzanlardan kayıyorum ve mercan yeşili aşklara dalıyorum ....Yaşarken sırt üstü bile yüzüyorumda karaya değdiğimde canımı yakıyorum...Kanamalı bir hasta için acil tatil programları seçeneğinden en dingin olanı seçip uzaklaşıyorum...
Çoğu zaman insanların gözlerinin içine bakıp neden burdayım diyorum sanki koşup uzaklaşırken bedenimden başka bir beden çıkacak ve o taze beden de ben hep mutluluklar yaşıyacağım oysa nede çok severim küçük şeylerden mutlu olmayı ...Yoksa o küçük şeylerde mutlu olmadım mı ben mutluluk o değilmiydi ?...Ne bileyim büyük mutluluklar tatmadım ki hiç ben...
Eriyen her buz tanesinin bende anısı var...Kimisi kah içkimde, kah suyumda, kah bedenimde sonlandı ama hepsi bir anı bıraktı...Şimdi düşünüyorum neyi anımsıyorum buzu mu, bana hissettirdiğini mi, yoksa eksikliğini mi ??? Buz ile anlatmak istediğimi neden direkt söylemiyorumda kafa bulandırıyorum bunu bende bilmiyorum...Yüzlerce yüz sevdim de sahteleri bilemedim ben...
Güneş doğuyor, duş alıp yeni günü karşılamalıyım ...Soğuk bir bardak suya bir küp buz atıp yoluma devam etmeliyim...Sokağımın parke taşı olmayan kaldırımında arabama doğru ilerlerken neleri düşüneceğimide bilmiyorum...Hayatımdaki lökosit oranı fazla bu aralar antibiyotik için birşeyler yapmam lazım...Tabii ki kocaman bir köpek bulup karaböceklere havlatmadan önce :D

BİLETÇİ AMCA TREN KALKMASA....


Çok değil ben küçükken sanki 100 yıl evvelsi :) babamla trene binmelere bayılırdım...En çokta gelen biletçiye uzatılıp kesilen bileti geri alma zaferi ile doludur tren seyahatlerim...Babamla en yakın olduğumuz yerdi trenler...O en uzağa giden trene binseydik ve hiç inmeseydik...
En güzel baba trende bana yakın olan babamdı.Sanki o sert adam gider yerine beyninde binbir masal ve hikaye taşanda kendini anlatmaktan alıkoyamayan birisi olur çıkardı...Çocukluk anıları, ilk denize kaçışları,yaramaz tavşan ve daha anımsayamadığım niceleri...Aklımda kalan hep trende trenin istasyona varmaması dileklerim...Ama maalesef o tren gitmesi gereken istasyona hep vardı ve sanki birazda erken vardı...
Rüyamda çocuktum istasyondaydım biletçi düdüğünü çalıyordu tren kalkıcaktı ama babam babam yoktu ...Bağırıyordum Biletçi amca tren kalkmasa babam gelmedi ne olur biraz daha ne olur seneler var görmedim ne olur tren kalkmasa ve uyanmasam ne olur....

12 Kasım 2008

PARANOYALARDA KAYBOLMA...

Önce çok seversin ...Sorgulamadan kendini, yaptıklarını, yaşadıkların çekildikçe girdiğin dipsiz vuslatlardan hiç çıkmak istemediğin bir anda tüm içine atmalarınında tetiklemesiyle uyanırsın....Birde bakarsın günışığı çok yukarlarda seyrediyor...Kıskanç bir insansındır artık, hava ve su O nu kaybetme korkusunun yanında esamesi okunmayacak kadar önemsiz kalmıştır...Her buluşmada, her O na varışta, her O nla tek vücut oluşlarda aynı tedirginlik " Hala benim mi, aklında fikrinde hala ben mi varım" ....Sen artık bir paranoyaksındır kendi gözlerinden dahi kendini kıskanan. Tek optimist yanın hala kendini bilmen...Kendini tanımaz olduğunda kendinden sebep aldatılma hıncıyla yok edeceğin tek şey kocaman bir SEVGİDİR ...Dahası mı ? Kötü yaşanmışlıklar yüzünden yeni ilişkilere güvensiz başlama paranoyaları .....

Portakalmavisi...

ÇOCUKÇA NEŞELER

Hangi kitabın sayfaları arasında kaldın sen çocukça neşelerim...Elimde kalanlarla bir yere varılmaz tez çık nerdeysen bul beni...Hani bazen bir anı gelir akla çocukluğa dair kimi zaman gülümser kimi zaman hüzünleniriz...
Nezaman bir neşe sarsa içimizi çocuklar gibi şendim diye anımsarız...Hayatın her dönemi yaşanılasıdır da çocukluk gibisi varmıdır ki...En çok ne verseler mutlu olurdum bir dondurma, bir elma şekeri yada bir bebek...Çok renkliydi hayat o yıllarda ....Deniz ve gökyüzü mavilerden en güzel maviydi.Evimizin bahçesi en güzel yeşildi ...Kışın kar yağdığında taneleri avucumun içi kadar büyüktü...Hep yazın yüzerken koca elli bir kız olup kürek gibi suları bir o yana bir bu yana atmak isterdim hatta sırtımda yelkenlim bile olabilirdi...Gökkuşağını gördüğüm ilk günü anımsarım sihir gibiydi sanki...Kim çizmişdiki bu resmi gökyüzüne....Uçan balon merakım, patates cipsi sevdam, sakız yutmadaki rekorum ve bir elimden annem bir elimden babam tutupta yollarda salınırkenki neşem....
Birini anımsayınca patır patır mısır patlağı gibi zihnimden kalemime dökülen neşeli şarkıdır çocukluğum...Tadı gevrek tuzlu , görüntüsü gökkuşağından renkli çocukluğum....

Kadın olmanın entellektüel tek yanı sorgulamayı, görselliği beyinde çözünürlülük sağlamayı erkeklerden daha başarılı kıldırmak... Çok okudukça empatiyi arttırmak...Çok film izledikçe sevgisizliğini hissetmek...
Nezaman büyüdük, çocukluk nezaman bitti, nezaman bukadar veren taraf olduk ve sevgisizliğimizi hissedip içimize atar olduk...Kırıldık, ağladık ne sarıldık ne sarılındı ne de sığındık....
Daha dün çocuktum ben bu göz yaşları okul yollarının çiçeklerine dökülen sular değil benim benim ta kendimim ...Ne zaman geçti bu ömrün çocukluk yılları ben daha sakızlarımı açmamıştım oysaki....

EGE YE DAİR

Dikkat ettim kim sıkılsa kim emeklilik hayalleri kursa bir Ege ye yerleşme, kaçma, sığınma durumları içine giriyor...Olmaz durun orası benim sığınağım....
Ben önceki hayatımda sanırım Egede yaşadım ...Tabiii öyle bir olgu varmı bilmiyorum içsel bir tanımlama bu....Denizin kenarında durup kar beyazı elbisemle kıyıya vuran denizin akşam üstü esintisiyle huzur buluyormuşumda geri dönüp baktığımda penceresinde tülleri uçuşan evimden gelen mis gibi çiçek kokularıyla ben sanki günü selamlıyormuşum o hayatımda ya da bu benim Egeyi mekan seçmeme avuntu sağlayan kendimce yarattığım içsel birşey ...Evet gidicem bilmediğim Alaçatı mı olur yoksa başka bir yermi bilmem yerleşicem, yaşlanıcam, ölücem...Mümkünse küllerimi bile Egeye savursunlar okadar derin bir bağlılık hallerindeyim...
Benim sığınağım orası herkes kendine başka bir yer seçsin ....Yoksa hayallerin boşluktaki kirliliğinden gitmeden Egeyide kirleticez...Ben söyliyim önce ben hayal ettim çekin hayallerinizi üstümden ....Bir rahat nefes alalım Egeye dair :D ...

MIZIKMIYORUM

MIZIKMIYORUM

Yok öle hayata mızıkmak diyorum kendime
Kendini kapıp koyuvereceğin aşkları düşün
Sonrasındaki acılarını
Mükemmel bir 8mm film içinde
8,5 tuğla ses geçirgenliğinde
Şimdi camları kırma zamanı...
Elimde sapan,
Cebimde dizili cephane taşlarımla
Yaramazlık dozu şırıngalıycam bünyeye
Eh! beklesin artık aşk acısı napalım...
Ben aldım izni mutluluk
Artık mızıkmıyorum
Mutluluk pabucu yarımmm
Çık dışarıya oynıyalımmm
....
Portakalmavisi...

ÜŞÜYORMUYUM BİLMİYORUM

Yok denilen yerde çıplak göz yaşlarına bürünür gecedeki varoluşum....Kalın örülmüş hırkasından ayrılmış, yönünü şaşırmış herzaman içime akan göz yaşlarımla tanıştım bu gece....Süzüldüler yanaklarımdan nekadar sıcak bir okadar da soğuklarmış...İçten çıkan duyguların ısısı yangını süzülürken yanaklarımdan varoluşu tamamlanır tamamlanmaz soğuk dünyanın soğuğunu hissettiriyor insana.....
Her akan yaşta ben mi aktım acılarım mı aktı yoksa üşüdük mü beraber bilmiyorum... Kurumuş bir karanfile sinmiş sıkıştırıldığı kitap arasındaki sayfaların kokusu gibi saman kokan geçmişin birikimlerini kıyamadım silmeye ..Yolunu bulsun istedim öksüz yüreğim gibi ...Bekledim savrulası bir rüzgarda esmedi benden gelen bana değdi ....Sessiz haykırışların sulu yansıması yanaklarım gibi kalbimide üşüttü ...Kimler terkettiyse hayallerimi geçmişimi zaten gideceklermiş, onlar giderken gittikleri yollar göz yaşlarımla suladım....Hayırlısı ile gitsinlerde birdaha gelmesinler....
Çocukluğumun Emirgan Parkı yüreğim sonbaharı yaşıyor...Sararmış yapraklara binmiş göz yaşlarım yağıyor bu gece ....
Her damlada hafifliyormuyum yoksa üşüyormuyum bilmiyorum....
Portakalmavisi....

KAÇASI GÖÇESİ HEP Mİ OLUR BİR İNSANIN ???


En güzel basamaklarındaydım oysaki hayatın paldır küldüresi bir düşüş nerden çıktı şimdi...Burumburum buruşturup bir kenara attığım A4 kıvamındaki hüzünlerimin ortasında buldum kendimi...Güven söylenince nekadar da saraylı bir kelime onur, gurur ve güven....

Her seferinde insanlara dair umudum oldu benim...Hiç yediğim kazıkları, aldatılışlarımı yada incitilmelerimi düşünmedim tanımadıklarıma bile değer verdim...Verdim de ne oldu ? Torunlarıma dahi anlatamıyacağım hayatsal acı tecrübeler olarak bana geri dönüşü oldu...Yok anlatamamam sanılası bir müstehcenlikten değil tamamen kişisel safiyane hallerimin içler acısı durumuna gülen veletler görmek istemiyorum...
Ben farkında olmadan havaya, insanların kendileri için bir nebze dahi kötülük düşünmeyenlere haksızlık etmelerine sebep olacak bir gaz falan mı sıkılıyor :(
A sosyal bir kültür mantarı olasım var ....
Portakalmavisi...

HİÇ YAŞANMAMIŞ



Hiç yaşanmamış ....

Hiç yaşanmamış mısralara dökerken göz yaşlarımı
Önceden kalma acı ayak izlerine basmama telaşı
Sen çok uzaktaki içimde nefes alan
Sandığın kadar ne kolaydım nede zordum
Hiç yaşanmamış mısraları sana saklıyordum
Saklanmam senden değil kendimdendi
Okadar acıdıki bu kalbim
Okadar kuytularda bırakıldım ki
Ne sarabildim seni
Senin istediğin gibi
Ne de kendimi sevdirdim
Dilediğim gibi
Hiç yaşanmamış mısraları sarmalama telaşı
Sarıp sarmalama kaldırma ağlaması
Kalbimden yok olma muhtırası....
Severim de giderim de biterim de
.....
Portakalmavisi

SUSUYORUM

Susuyorum…
Umuda açılan tüm kapılarımı kapatıp,
ıssız bir köşede karanlığa gömülüyorum!
İçimde bir kız çocuğu var,
duyuyorum sesini…
“Hadi gel, oyna” diyor,
“Ben artık oynayamam” diyorum.
Sesi uzaklaşıyor…
Uyanıyorum…
Yine karanlık, yine sessizlikteyim.
Kapılarımı açan olmamış, hala kapalıyım!
Aklıma bir cümle geliyor, kimbilir nerede okuduğum…
“En büyük acılar bile 21 gün sürermiş!”
Bu kaçıncı 21 gün?
Neden hala devam ediyor?
Neden 21 gün ve bu 21. gün neden gelmedi bana hiç?
Sorular soruları kovalıyor ama ne bir cevap var ne de değişen birşey…
Kalp yas tutar(mış),Göz yaş tutar(mış),Aşk tutulmaz(mış).
Bende tutamadım aşka dair umutlarımı odalarımda…
Onlar açık kapılardan çıktı, gitti ve ben sadece kapıları kapatabildim arkalarından!
Susuyorum…
Bütün beklentilerimi asık bırakıp havada,
Karanlığın çığlıklarında,
Sensizliğin sessizliğinde uykuya dalıyorum…
Bir ses olsa uyansam!
-alıntı-


HIRÇINIM BEN

Hırçınım ben iflah olmaz bir inatçı...Baskı sevmez, kendinden şaşar bildiğinden şaşmaz...Erken yaşamaktan kaderin her adımını yaşım kemale erdi...Ondan bu hırçın tavırlarım...Kaçıp kovalamalarım, kalp acıtmalarım...Acıdan kaçan kalbim saçar çivilerini dilimle olmadık yerlere...Ben hırçınım baskı tanımaz iflah olmaz bir inatçı...Dalgaları duvar gibi duran aslında içinde saklanmaktan yorulan iflah olmaz bir hırçınım ben...Kuytuda kalmış özlemlerini haykıramıyan en fazla ağlayan ama genede çivilerini durduramıyan...Kocaman uykuları kaçıran, kalabalıklara özlemi olan yalnız bir hırçınım ben iflah olmaz bir inatçı...Bir yanım kırılgandır benim içinizi sızlatırım açsam yaralarımı ve işte o dalgalar bana deymemeniz için ve ondan duvar gibi duruşları ve ondan sığlarda olmayışım...Cesareti olan derine gelir ...Gelmezsede kendisi bilir...Hırçınım ben iflah olmaz bir inatçı kaçamıyorum hayattan, kovalamaktan vazgeçtim sevdaları yeni gelmiş bahara daldım ordamısın ve elma dersem çıkar mısın???

Portakalmavisi....


HER DEM


Herzaman yalnızlıktan dem vurup sarıldığım şeylerde anladım ki iradesizliğimin esiriyim...Sigara zaman zaman alkol, kitap, internet, araba kullanmak ve belkide ağlamak...Ne çok şeyi kaçırıyorum tüm bunları yaparken bu iradesizliğimi yaşarken...
En son yüzüme ne zaman yağmur yağmıştı ve ben ne zaman kalabalıklarda kahkahalarla gülmüştüm ...Ne zaman kederler bahçesine dönüştü ilk adımı hüzün olan yüreğim...Öyle yalnızımki ve bu okadar çok içimi acıtıyorki insanlara yakın konuşmamaya çabalıyorum içimdeki acının ateşini yüzlerinde hissetmemeleri için...Oysaki nekadar çokda ihtiyacım vardı omuzlarında ağlamaya...Sanırım ağlamak için yapay omuz çıksa en çok bizim ülkemizde gider...Ne bileyim yediğimiz kazıklardan bahsederken kazık yiğe yiğe uzaklaşmışız insanlardan ve o kazık atanlar hangi ara doğdular da büyüdüler...Onlar da bizim gibi değillermiydi kazık yediler de mi atmaya başladılar peki ya biz kazık yiğen ama atamayanlar iç güveysimi geldik bu dünyaya...
Oksijeni emanet mi çekiyoruz içimize ve bünyeye kederi yüklüyoruz...Issız keder limanlarımı bizim yüreğimiz, rotasını hiç bir kaptanın bilmediği yalnız kederler rıhtımı...Her dem bizemi ve her keder ....
Bu bünyede keder her dem ise bu vatandaş gider...
Portakalmavisi...

MUTLU OLUN !!!

Çok geçmemişti ben daha dün çocuktum...Çok koştum sanırım nasıl da bukadar olgunlaştım :(
Yediğim kocaman hayat tokatlarına "heytttt ulan" bile diyemeden pişmanlıklarından mutlu kocaman bir kadın olmuşum...Etrafta dolanıp ahkam kesenlerden daha mı az yaşadım hayatı ??? elbette hayır sadece dillendirmeyi ve kafaya çakma akıl sokmayı sevmiyorum...Hayat bu dokunamasanda hissederek yaşamayı öğrenmeli insan...

Ben seviyorum böyle flört eder gibi yaşamayı ve eğlenmeyi çünkü derinlemesine herşeyi sorgulayınca küçükte olsa mutlulukları kaçırıyor insan...Sevip zevk aldığım şeylerin peşine takılmayı seviyorum ta ki canımı yakana kadar...Renkli bir çizgifilm karesinde elinde filesi kelebeğin arkasından "kebelek kebelek "diye koşarak yakalamaya çalışan çocuk misali...
Çok yaşanası bir hayatı kendi ellerimizle az yaşanır, bol acılı kıvama getirmeden kendinize gelmenizi diliyorum..."Çok üzgünüm" kelimesinden km lerce uzakta sevdiklerinizle mutlu olmanızı istiyorum...İçimde kendi yaşayamadıklarımı yaşayanları gıpta ile izleme arzusu mu vardır nedir :D
Portakalmavisi....
Not: Optimist-Paranoyak bloğumdaki tüm yazıları yavaş yavaş buraya geçireceğim...

11 Kasım 2008

ELVEDA DERKEN


Küçücük ellerimde kocaman yüklerle sağa sola bakmadan gözyaşlarımı akıta akıta yürüdüğüm sokakta esen rüzgarla dağılan yaprakları sadece hissedebiliyordum...Koltuğumun altında anılarımı, yıllarımı her adımda geride bırakıyordum...Kocaman hayallerim vardı ve hepsini yaşamıştım. Olmayan, kalmayan bizken şimdi son umudum geriye bakmamak...Sana kocaman elvadalar bıraktım yüreğimden ve sarmaladığım anılarımla gidiyorum HOŞÇAKAL SEVGİLİM sevdamız kuşun kanadında kendine iyi bak ELVEDA....
Giden de olsa duygusallık O nunda hakkı değil mi? Gidenin ne hissettiğini kalan, kalanın ne hissettiğini giden bilmez...Bildikleri tek şey bittiğidir...

10 Kasım 2008

10 KASIM GÜNCESİ


Yitip gidenin ardındaki hüznü herkes hepimiz yaşarız her 10 Kasım da ...Dünya saat 9:05 de farklı bakar bize ve biz acımızdan bakamayız bile ...10 Kasımdaki o bir dakikalık acıyı hayatımızın her döneminde hissedip ona göre bilinçli olabilseydik bu gün anma törenlerininde daha güzel bir anlamı olurdu kanısındayım...
Ben Atatürk ü sevmemek ya da özlememek nedir hiç bilmedim...Asker kızıyım ben o bilinç ve zihniyetle tepemde babamın " geçmişini bilmeyen geleceğini hazırlayamaz" mantığı ile tüm tarihini yalayıp yutmuş buna karşı maalesef tüm kökten dincilere karşı bana karşı kullanılanlara karşı sağlam duruşu hala sergileyemediğimi düşünürüm...Sebep benim cehaletim ya da gerekli donanıma sahip olmamamdan kaynaklanmıyor sebep farklı kültürlerde ama aynı gelecek disiplini ile yetişmememizden kaynaklanıyor...Eğitim şart denildikçe hangi eğitim olduğu dahi anlaşılamamışken köy enstitülerini ve halk evlerini kapatan zihniyetin aileleri çocukları bilinçli yetiştirmelerini engellemek için ruhani hayatı daha ağar bastıran politikaları ile şimdi ne durumdayız bilen biliyor...Bilmeyenlerde din kisvesi altında gününü kurtarmaya çabalıyor...
Bu 10 Kasımda sanki sirenler daha bir fazla çaldı, insanlar yollarda daha fazla sayıyla saygı duruşunda bulundu...Bunlar küçük duruşlar biliyorum ama genede birşeylerin yanlış olduğunu anlayan bir avuç insan değilmiydi mücadeleyi başlatanlar...Evet atalarımız ülkemizin sınırlarını çok büyük mücadeleler vererek oluşturmuş bize kalan sınırlarımız içinde kendimizi geliştirmekti ...Birbirimizi yemeden bize bu imkanı sunanları karalamadan...
Ellerimizde Türk bayrakları oynaya zıplaya okula giderken içimizde olan saf sevgiyle sevelim gene Atamızı ...Atatürkü sevmek demek ülkeyi sevmek, bayrağı sevmek demek...Ben Atatürk ü çok seviyorummmmmmmmmm....Yanlışlar olmadıkça doğrunun değeri nasıl bilinirki ...Önemli olan yanlışı büyütmemek...
"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. "
M.Kemal ATATÜRK...

9 Kasım 2008

UZUN ZAMAN GEÇTİ GÜLÜMSEDİĞİNİ GÖRDÜĞÜMDEN BU YANA... (NANTES - BEİRUT)

"uzun zaman geçti gülümsediğini gördüğümden bu yana"



BEIRUT - Nantes - from The Flying Club Cup
by flyingclubcup

Hayattan ve masallardan biraz isimli blogda dinledim bu parçayı ...Dilerim sizde benim gibi seversiniz...


well it's been a long time, long time now
since i've seen you smile
and i'll gamble away my fright
and i'll gamble away my time
and in a year, a year or so
this will slip into the sea
well it's been a long time, long time now
since i've seen you smile

nobody raise their voices
just another night in nantes
nobody raise their voices
just another night in nantes

YARDIM EDİN YÜFFEN

Ben neden profildeki fotoğrafımı değiştiremiyorum dersiniz...Blogspot ta profile giriyorum remi düzenle diyorum ama olmuyor ...Silemiyorum ve yeni fotoğraf ekliyemiyorum :(...Yardım edin yüffen...

BİRİ ZİLİ ÇALSIN

Kocaman iri gözlerimi kaçırmaya çalıştıkça yakalanıyorum ben bu hayatta..."Gülmemeliyim gülmemeliyim" hep gülünce tuvaletten çıkıp fermuarını açık unutmuş erkek mahçubiyeti yaşatacağımdan korkarım insanlara ve gene o korkudan gülmemek için dilimi ısırıyorum :D

Çok zor zamanlar bunlar karşımda kocaman adam konuşuyor ve bıyığında birşey var...Ama gülememeliyim ama duramıyorumki :D Zil çalsada tenefüse çıksak ya da ya da bilmiyorum ( da ları ayrı yazdım ama bunuda bilemedim şimdi )...

Hep aynı genlerden gelme hallerden bunlar annem yanıma sokuldu derken teyzem ve teyzemin kızı biz ve bize bakan satıcının bıyığındaki şey .....Ahahahhaha!

Amca şeye benziyor bizimkiler dizisindeki hani giriş katında oturan bir adam vardıya O'na Sabri Bey miydi unuttum şimdi...Söylenmezki böyle ciddi bir sohbette de "Bıyığınızda sümük mü yoksa içtiğiniz birşeyin kaymağımı kalmış anlamadık diye :D..."

Biliyorum çıkınca kuzenim taklide başlıyacak biz komik bir aileyiz ve birimiz güldümü diğerleride peşinden gidip birsürü şey devamında gelip gene sokaklarda krizlere girmiş kadınları oynıyacağız....

Annem salon kadını edasında kuzenimin o kendimizi tutmamız sırasında "Kaynanam" diye olaya işaret tutacak birşeyden bahsederken mıçmıştık. Annem birkaç adım öteden gene nerde ve kimlerle olduğumuza aldırmadan "Kayınvalide" denir öğretemedim size şunu diye atıldığında ben kendimi mağazanın kapısından dışarıya atmıştım bile...Peşimden gelen teyzemle kapıdan hala didişerek çıkan kuzenimle annemi seyrederken "bıyık" dediğimden sonra yirmi dakka gözlerimi açamadan güldüğümüzü anımsıyorum ahahahha!

Annem durup durup "O adamın bıyığındaki neydi yahuu öyle ...Sen bir satıcısın kendine dikkat etsene Allah Allah..."her dediğinde yıkıldık koptuk...

"Tülin sahiden neydi o satıcının bıyığındaki ?...."Yeterrrr biri zili çalsın tenefüse çıkalım zaten çişimizde geldi :D ....

Portakalmavisi...

7 Kasım 2008

ISSIZ ADAM

Çağan Irmak’ın yönettiği ve Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür ile Şerif Bozkurt’un oynadığı Issız Adam, bugün Cine Film dağıtımıyla Most Production tarafından vizyona girdi.

Alper, 30’lu yaşlarda, kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki bir kitapçıya girmesiyle değişir, Ada’yla karşılaşır. Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içersinde Ada’ya yer açtıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan aşk üzerine bir film.

NİHAYET BULUŞTUK - MİNİCİK BİR DOKUNUŞ

Saatime baktığımda sanki belirli biryerden değilde direkt gökyüzünden düşüyordu koca çınarların yaprakları " Tanrım" dedim bir işaret gönder bana birazdan eşim gelicek ve birlikte yeni doktorumuza doğru yola koyulacağız...Kasımları sevmem ya hani ve hep benden aldıklarına lanetler okurum ya söz veriyorum birdaha hiç bir Kasıma sövmiyeceğim "Lütfen herşey benim ve bebeğim için güzel olsun" derken birden bulutların arasından güneş açtı öğle vaktini haber veren ezanla bir nebze de olsa içime huzur yağmurları yağdırıp ilerden köşeyi dönen eşimle gözgöze geldiğimizde " işaret demiştim ama " dedim içimden tam o anda yanımdan geçen bir kadın " sende mi servisle gelicek çocuğunu bekliyorsun" dedi.." Yok" dedim gülümsedim. "kaldırımda nöbetçi gibi bekliyorlar sıra sıra baksanıza dedi ve uzayıp giden caddedeki kaldırımda bekleyen bayanları gösterdi ve ben gene gülümsedim "yok ben daha uzaklardan bekliyorum" dedim karnımı tutup. Kadın gülümsedi busefer "Hayırlısı olsun yavrum" dedi...Arabaya bindiğimde eğer bu bir işaretse bunu olumlu aldığımı düşünürken annelerin beklediğini farkeden eşimle birlikte son zamanlarda çocuklara karşı artan şiddetin şehir yaşantısını nasıl etkilediğini konuştuk, Fenerbahçeden konuştuk çünkü maç varmış :D, içimizde kopan fırtınalarla tıngır mıngır doktorumuza gittik...
Elimde raporlar tahliller, ozamana kadar kullandığım ilaçların isimleri ile kendimi dışardan izlediğimde doktora gayet açık hem derdimi hemde yaşadıklarımı artı neler yaşayacağımın endişesiyle kibar kibar konuşuyordum...Birazdan doktor birşeyler söyliyecekti ve ben bunu bilmediğimden daha çok konuşmayı diledim o an ve sanki kendimede acıdım biraz...Doktor ziyadesiyle ciddi beni dinledi raporlarımı inceledi ve dediki herşey çok normal eğer bir riskiniz varsa bu da 180 de bir...Bunun sebebide biraz yaşım birazda aslında yapmam gereken fakat maalesef önceki doktorun önermediği hamile kalmadan önce yapmam gerekenlerden kaynaklıydı....Evet Rubella ve toxoplasma çok yüksek çıkmış fakat bunun anlamı şu anda çok yüksek oranda bağışıklığım olmasıymış bunun hamileliğin ilk ayında geçirilmesiyle alakası yokmuş...Benim için önerdiği amniyosentes içinde bize pek çok şey anlattı...Netlik görmek isteyen pekçok doktor bu aralar bu ikili ve üçlü testlerle yetinmiyorlar sanırım :D...Bizi sıkıştırmadı ve eşimin sorduğu her soruya güzel güzel cevaplar verdi ve bize 18. haftaa kadar zaman verdi düşünmemiz için bu arada yapılacak üçlü testin sonuçları normal çıkarsa bizim kararımız eğer normal çıkmazsa O nun kararı önemli olacaktı...

"Eveeeet hadi bakalım bebeğimizi görelim":DBir anda üçümüz bebeği gibi oldu cümle ama kim aldırır ki ilk defa göreceğim bebeğimle buluşmak için karanlık olan muayene odasına geçtik...O cıvık jeli sürerken doktor benim tek düşündüğüm "eli kolu tamam mı" idi :D

Öce kafasını gördük yüzü seçilmiyordu :(.Uzanan inci dizileri omuriliği imiş ...Yüzü dedi eşim yüzü neden belirmiyor ...Çünkü elleri ile yüzünü kapatmış bebeğimiz hımmm biz şimdi kafa çapını ölçelim ozaman :D ellerini görebiliyorduk tepesinden kafa çapı ölçülürken minnacık ellerini görebiliyorduk doktor şimdide karnını ölçelim dediğinde zımbırtıyı aşağı doğru indirirken ellerini yavaş yavaş açmasın mı.Hani yavaş çekim olsa bukadar o an güzel ve yavaş geçerdi...Minicik elleri ile kapadığı yüzünü açtığında elleri gene gölge dansı yapıyordu :D derken tekrar yüzünü kapadı minicik gözleri minicik burnu biz eşimle bakarken doktor " Aaaa bize cööö yapıyor bu" dedi ...Gelişim geriliğini en çok kaval kemiği ölçümünden anlıyabiliyorlar çok şükür bütün ölçümleri normal çıktı :D Ama bu seferde bacaklarını öyle bir çapraz yapmış ki cinsiyetini öğrenemedik :D...Kalbini gördük ve sesini dinledik...135 gr 7 cm olan minnacık bedenine canımı vereceğim bebeğimle vedalaşırken o hala elleriyle yüzünü kapatıp açıyordu...Hiç dokunmadığın bir şeyi özlemenin ve sevmenin tarifini yapamıyorum...Ama bebeğimizi çok seviyoruz...O bizden gitmediği sürece ayrılmayada hiç niyetimiz yok...

Doktordan çıktığımızda yemek yiğemediğim için gidip biryerlerde yemek yedik ailemizdeki herkesi aradık...Ve günün anlamını hep anımsamak adına küçük iki şey aldık tıpkı kendisi gibi...Küçük ellerine birşey bulamadığımız için küçük ayaklarına çorap aldık




Ayrıca yapımda ve destekte beni yalnız bırakmayan babamıza da biraz iltimas yapalım dedik...



Yazdıklarımı yurt dışından takip eden arkadaşlarım için söylüyorum çok iyiyim sadece iki gündür bulantılarım çoktu...Bu arada bloğumu bebek anne bloğuna çevirmiyeceğim :D Bu olaylar beni çok etkilediği için burayada yansıdı :D ...Beni pekçok tahlile boğup herseferinde riskleri önüme yığan beni tahlilleri yaptırmak dışında bir düşünceye sevk etmeden canımı yakan doktoru kınıyorum....
Aslında nette çok araştırdım konu başlıkları ile arama yapıldığı için belki daha sonra hamile kalmadan yapılması gerekenler ve benim canım yandığı için detaylı açıklamalar olan bir iki yazı daha yazarım ama hepsi bu :D ...He birde isim konusunda yazışırız işde :D Bebeğim ve beni düşünen iyi dilekleri olan herkesi sevgilerimle kucaklıyorum ....
Portakalmavisi...

4 Kasım 2008

ORTAYAŞ KADIN MUHABBETLERİ


Bir araya geldiğimizde çokda ortak yönü bulunmayan ama hepimiz makyajsız olan bayanlardık...Evli olanlar eşleri, bekar olanlarda kendileriyle gelmişlerdi bu hafta sonu buluşmasına...
Bazıları ile henüz orada tanışmama rağmen insan orta yaş gurubunda ise konular açıldı mı sanki kırkyıllık ahbapmış gibi oluyor...Zaten havayı güzel bulduk mu atıveriyoruz kendimizi dağa, bayıra....Masalar kuruldu sohbetler başladı zaten marjinal bir gebelik geçiren ben ( kaç kadın hamileyken rakı ister yahuuu!)elimden geldiğince pasife yatıp önüme yığılan yiğeceklere "nasıl ama yaaa " diye bakıp duruyordum...Ne pişse önce bana verdiler, hangi doğa eseri şey edinilmişse önce bana yedirilmeye kalkıldı...Hani tırsmadım da değil ama çok eğlendiğimi söylemeden edemiyeceğim :D ...
Bir kaç kadın biraraya gelince ne konuşur tabii ki erkekler :D .Evliliğinin ilk yıllarında çalışan eşine destek veren erkeklerin 5. seneden sonra nasıl değiştiğini şimdi rüşvetsiz hiçbir ev işine el atmayan eşlere karşı nasıl bir silah geliştirebiliriz den başlayıp erkeğin 40 yaş sonrası hallerini değerlendiren ince detay mükemmel sohbetlerimizi, gelin çekiştirme, görümce karalama, kayınvalide irdeleme olarak devam ettirdik...He evet trafikteki dangalak erkek sürücüleride konuştuk :D. En yakınımız annemiz, teyzemiz değil birbirimizle okadar güzel anlaşıyorduk ki :D ne kalmışki yarım yada hepimizde mi bu anlaşılamama derdi??...
Anladım ki hayatı farklı yerlerde aslında çoğu zaman birbirine benzer sorunlarla yaşıyoruz...Ve içimizdeki insanlığı yitirmemişiz...Tabii bu güzel olan kötü olan ise iletişimin zayıf oluşu...Bu pazarda bir ailenin evinde buluşacağız...Şimdiden telefonlar yağıyor " canın ne çekiyor" diye "RAKIIIIIIIII" diye böğüre böğüre ağlamak istiyorum:D ....
Benim derdim şehir ve şehir yaşamı bunu herkes biliyor irdelediğim konular genelde şehirde yaşarken kaçırdıklarımız ve doğal yaşam kaynaklarından uzak suni tenefüs yaşamlarımız...İçe dönüş hep ortak paydalar bulamayışımızdan ve dediğim gibi iletişim sorunu...Geçen gün saat 15:00 da Aksaray tarafından yola çıkıp 17:00 gibi evimde oldum...E artık bir araya gelebilme yüzdelerini siz düşünün...Bu arada yarın doktora gideceğim :D .Kendimi nasıl uyuşturup kötü olabilecek şeylerle yüzleşeceğimi bilemiyorum tek bildiğim Avrupa Yakasındaki İfot gibi sürekli "Herşey çok güzel, herşey çok iyi" diye söylenip durmam

3 Kasım 2008

HERŞEY SENDE GİZLİ - CAN YÜCEL

HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel

BATILILAŞMA EMRİ




En sonda yazan yazı yüzünden aslında fazla bir şey söylemeye gerek yok...Batılılaşmayıda bilmem neresinden anlayanlara ithafendi...

1 Kasım 2008

KOPULASI


Çok zaman önce kapanmış hayal penceremden görmeye başladığım umutlarımı döndürme zamanlarındayım....Kocaman pamuklara sarmalanmış gelişleri her açışta güzel fotoğraflardaki yumuşak dokunuşları yakalamayı umut ediyorum....

ZAMAN BAZEN DURUR


Bloglar ceza almadan evvel Aydan atlayan kedi ve diğer bazı arkadaşların yazılarında hep hayatın bizim kontrolümüz dışında nasılda hızla akıp gittiğini ve buna maalesef seyirci kaldığımızı yazıp okumuştuk...Hani hayat akıyordu ve bizde o çarkta yuvarlanıyorduk ya ve neden buna kapıldığımızı konuşuyorduk ben hayatın bir anda nasıl durduğunu gene bir doktorun odasında yaşadım...
Maalesef bazı değerler insan sağlığının çok önüne geçtiğinden hastanlerdeki bazı doktorlar popülerliklerini laboratuvara gönderdikleri testler ve hastaneye kazandırdıkları ile belirlemeye çabalarken diğer yanda çok ciddi travmalara sebep olabileceklerine aldırmadan gebe insanların gözlerine baka baka bazı anomalilerin olmaması adına diye güzelde bir kulp bulup insanı çıkılması zor derin kuyulara atıyorlar...Hani konu siz olsanız girin o derin kuyuya hatta en karanlık köşesine düşün ama olmuyor ne yaşarsanız sizinle birlikte hisseden içinizdeki şeye bunu yaşatmaya hakkınız olmadığını düşünüp paşalar gibi bunalıma bile giremiyorsunuz...
İkili testim normaldi, yapılan tüm kan ve idrar tahlillerinin sonucunda Rubella( kızamıkçık ) ve Toxoplasma IgG lerim pozitif ve değerlerde bir hayli yüksek çıktı...Olağan olması gereken doktorun bana Rubella ve toxoplasma IgM lerin ( ki bunlar şu anda bu hastalıkları geçirdiğimizi belirten isimler ) negatif çıktığı için korkulacak birşey olmadığı bununla birlikte bağaşıklığımın olduğu veya daha önce geçirmiş olduğumu belirten IgG lerin yüksek çıkmasını bir hekim olarak merak ettiği için Avidite ( detaylı test ) istediğini söylemesiydi...Ama bunu yapmadı...
Kişisel araştırmalarım sonucunda bu hastalıkları eğer gebeliğin ilk üç ayında geçiriyorsanız bebekte sağırlık,körlük ve kalpte problemler olabileceği gibi dördüncü aydan sonra gelişimde gerilik olabileceği için gebeliğin sonlandırıldığına dair bilgiler edindiğimde zaman benim için artık geçmiyordu...Hele test sonuçlarını alacağım gün gelmedi diyebilirim...Günlerce bana söylenmeyen birşey olmasından, aslında ciddi bir durum olduğunu düşündüm durdum...Yemek yiğemedim, uyuyamadım...Sonucu aldığımda başka bir doktoru bulup sonuçları sorduğumda neden size IgG Avidite testi verildiki genelde IgM Avidite testi verilir dendi.Ama onlar negatif dediğimde ise kızım neden endişeleniyorsun sorun yok ozaman dendi...O an bana bu tahlilleri veren ve hiçbir açıklama yapmayan doktoru öldürmek için ardı ardına senaryolar belirdi beynimde...Buna ne hakkı vardı hastane 100 milyon daha kazansın diye bana bunu yapmaya ne hakkı vardı ki....Hastaneden uzaklaşırken ısrarla akrabalarımı şahsi sorunlarım yüzünden rahatsız etmek istemeyen ben kuzenimden güvendiği bir kadın doğumcuya beni yönlendirmesi için yardım istiyordum...
Şimdide başıma amniyosentez alınması çıktı...Ama çernobil kaynaklı besin dengesi bozulmuş bir ülkeden eğitimsizce yapılan tarım ve hayvan yetiştirilmesi sonucunda okadar çok anomalili bebek oluyormuşki duyduğumda ağzım açık kaldı...Yani bu zamanda sağlıklı bir bebeğiniz varsa siz mucizeyi gerçekleştirdiniz demektir...
Zaman bazen geçmek bilmiyor...Hızla akıp giden hayat içinde ani bir frenle durmaksa insanı tepetaklak ediyor...Sonuca giden yolda sebeplere önem veren insanlarsanız ve pekçok şeyi sorguluyorsanız siz alışılagelmeyenlerdensiniz...Çünkü koyun gibi yaşayanlara okadar alışılmışki sorguladığınız anda yanlışlarıda görebiliyorsunuz....Buda bazılarının işine gelmiyor...
Portakalmavisi...


Fotoğraf arama motorundan edinilmiştir...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Portakalmavisi bir; hüzünleri dibine kadar yaşamadan terketmeyen, sonrasında da ardına dönüp bakmayan hüzünbaz zamanlar cambazı....

pin

yukarı